Fesih hakkının kötüye kullanılması nedir ?

Baris

Yeni Üye
Fesih Hakkının Kötüye Kullanılması Nedir? “Hakkım Var” Demek Her Zaman “Haklıyım” Demek midir?

Forumdaşlar selam, bugün biraz “hukuk dilinin soğuk cümlelerini” alıp sıcak bir sohbetin içine taşımak istiyorum. Çünkü hepimiz hayatın bir noktasında bir sözleşmenin tarafı oluyoruz: iş sözleşmesi, kira, abonelik, üyelik, bayilik, hizmet… Ve o sözleşmelerin bitiş anı var ya—işte orası çoğu zaman duyguların, güç dengesinin ve “ben bunu yaparım” özgüveninin en çok çarpıştığı yer. “Fesih hakkının kötüye kullanılması” dediğimiz mesele de tam burada çıkıyor karşımıza: Feshetme hakkı vardır, ama her kullanım adil midir? Hakkı kullanmak mı, hakkı silah gibi kullanmak mı?

Bu yazıyı bir “hukuk dersi” gibi değil, bir grup arkadaşa anlatır gibi düşünün. Kendi deneyiminiz varsa, okurken içinizden “aa evet ya” diyeceğiniz yerler olabilir. Yoksa da iyi; çünkü bu konu, yarın bir gün sizin de kapınızı çalabilir.

Temel Kavram: Fesih Hakkı ve “Kötüye Kullanma” Ne Demek?

Fesih hakkı, basitçe, bir sözleşme ilişkisini sona erdirme yetkisi. Bazı sözleşmelerde bu hak süreli, şartlı, ihbar süreli ya da haklı nedene bağlı olur. “Kötüye kullanma” ise hukukun en eski ve en insani uyarılarından biri: Bir hakkın var diye onu her koşulda, her biçimde, karşı tarafı ezmek için kullanamazsın. Çünkü hukuk sadece kurallar bütünü değil, aynı zamanda dürüstlük ve hakkaniyet fikri üzerine de kurulur.

Kötüye kullanım dediğimiz şey genellikle şu tabloya benzer:

- Kağıt üzerinde fesih gerekçesi var gibi görünür,

- Ama asıl amaç farklıdır (intikam, yıldırma, pazarlık gücünü kötüye kullanma, tazminattan kaçma, “yerine daha ucuza biri” gibi),

- Zamanlama manidardır,

- Süreç saygısız/ani/şeffaf olmayan biçimde yürür,

- Karşı tarafın haklı beklentileri boşa düşürülür.

Bir cümlelik özet: Fesih, hukuken mümkün olabilir; ama dürüstlük kuralına aykırı biçimde yapılıyorsa “kötüye kullanım” tartışması doğar.

Kökenler: “Dürüstlük Kuralı” ve Güç Dengesi

Bu mesele aslında insanlık kadar eski bir gerilimden doğuyor: Güçlü olanın, elindeki yetkiyi “hak” diye sunması. Sözleşmeler eşitler arasında yapılır denir ama gerçek hayatta taraflar çoğu zaman eşit değildir. İşveren-çalışan, ev sahibi-kiracı, büyük şirket-bireysel tüketici… İşte fesih hakkının kötüye kullanılma riski, tam da bu güç asimetrisinde büyür.

Erkeklerin stratejik ve çözüm odaklı bakış açısıyla bakınca tablo şöyle okunabilir: “Fesih bir araç. Risk yönetimi, maliyet azaltma, performans optimizasyonu.” Bu yaklaşım iş dünyasında sık görülür ve kötü değildir; hatta bazen zorunludur. Ama strateji, insanı ve bağlamı görmezden geldiğinde “hak kullanımı” kolayca “hak istismarı”na dönüşebilir.

Kadınların empati ve toplumsal bağlar üzerine odaklanan bakışı ise şunu hatırlatır: “Karşındaki bir insan. Hayatı, ailesi, itibarı, güven duygusu var.” Fesih, sadece bir imza ya da e-posta değildir; çoğu zaman kişinin dünyasında bir kırılma yaratır. Bu empatik bakış, dürüstlük kuralını ete kemiğe büründürür.

Asıl güç, bu iki yaklaşımın dengede buluşmasında: Hem gerçekçi olacağız, hem de insanı yok saymayacağız.

Günümüzde Yansımalar: İş Hayatı, Kiralar, Abonelikler ve “Sistem”

Bugün fesih hakkının kötüye kullanılması tartışması en sık iş ilişkilerinde karşımıza çıkar. Mesela:

- Performans bahanesiyle aslında sendikal faaliyet, hamilelik/analık izni, hastalık, yaş, ücret seviyesinden rahatsızlık gibi “görünmeyen” sebepler,

- Tazminat veya hak edişlerden kaçmak için “uyduruk disiplin” süreçleri,

- İhbar süresi, savunma hakkı, tutarlılık ilkesi gibi süreçlerin “mış gibi” yapılması.

Kira ilişkilerinde de benzer bir gerilim var: “Kendim oturacağım” denip sonra başkasına verilmesi iddiaları, kira artış baskısı için fesih tehdidi, “tadilat” gerekçesinin pazarlık malzemesine dönüşmesi… Burada da fesih hakkının ardındaki niyet önem kazanır.

Abonelikler ve dijital dünyada ise konu daha da ilginçleşiyor. Platformlar hesabı kapatıyor, hizmeti sonlandırıyor, “topluluk kuralları” diyor. Peki gerçekten kural ihlali mi var, yoksa otomatik sistemlerin hatası mı? Ya da rekabet/şikayet mekanizması suistimali mi? Fesih hakkının kötüye kullanılması, dijital çağda “tek tuşla yok etme” gücüne dönüşebiliyor.

Beklenmedik Bir Bağ: “Ghosting” ve Sözleşmesel Fesih Aynı Duyguya mı Dokunuyor?

Şimdi biraz beklenmedik bir yere bağlayacağım: Ghosting. Hani biriyle bir ilişki sürüyor gibi, sonra bir anda kayboluyor ya… Hukuki ilişki ile duygusal ilişki aynı değil elbette, ama his olarak benzer bir iz bırakabiliyor: Belirsizlik, değersizlik, “ben neyi yanlış yaptım?” sorusu.

Kötüye kullanılan fesihte de çoğu zaman karşı taraf şöyle hisseder:

- “İletişim kurulmadı.”

- “Gerekçe bahane gibi.”

- “Bir gecede silindim.”

- “Bu ilişki güven üzerine değilmiş.”

Burada kadınların ilişki odaklı bakış açısı özellikle değerli: Süreç yönetimi, açık iletişim, yüz yüze konuşma, makul geçiş planı… Bunlar hukuken her zaman zorunlu olmasa bile, toplumsal bağları koruyan şeyler.

Erkeklerin pratik bakışı da burada katkı sunar: İyi tasarlanmış süreçler, net kriterler, yazılı prosedürler, tutarlı uygulama… Yani “insanî” olmak ile “sistemli” olmak birbirinin düşmanı değil; tam tersine birbirini güçlendirebilir.

Gelecek: Yapay Zekâ, Algoritmik Yönetim ve “Otomatik Fesih” Riski

Geleceğe baktığımızda risk büyüyor: Algoritmalar çalışan performansını puanlıyor, müşteri şikayetleri otomatik değerlendiriliyor, platformlar içerik üreticisini “policy violation” diyerek bir saniyede dışarı atabiliyor. Bu noktada “fesih hakkı”nı kim kullanıyor? İnsan mı, sistem mi?

Eğer karar mekanizmaları şeffaf değilse, itiraz yolu yoksa, hatalı veriyle karar veriliyorsa, fesih hakkının kötüye kullanılması yeni bir biçim kazanır: Niyet artık “kötü bir yönetici” değil, “kötü tasarlanmış bir sistem” olabilir. Ama sonuç yine insana çıkar. Toplumsal adalet açısından da bu önemli: Zayıf olanın kendini savunabileceği mekanizmalar yoksa, haklar kâğıt üstünde kalır.

Forumdaşlara Not: Bu Konu Pratikte Nasıl Anlaşılır?

Genel bir çerçeve olarak (kişiye özel hukuki danışmanlık değil, sohbet amaçlı), kötüye kullanım tartışmalarında genelde şu sorular etrafında düşünülür:

- Fesih gerekçesi gerçek mi, tutarlı mı?

- Zamanlama “manidar” mı?

- Benzer durumda başkalarına aynı mı davranılmış?

- Süreç şeffaf mı, karşı tarafa kendini anlatma imkânı verilmiş mi?

- Asıl amaç başka bir şey olabilir mi?

- Fesih, hakkaniyete aykırı ağır bir sonuç doğuruyor mu?

Bu sorular, olayın “sadece kural” değil “bağlam” olduğunu hatırlatır.

Sohbeti Açalım: Sizce Nerede Başlar, Nerede Biter?

Şimdi merak ediyorum forumdaşlar:

- Sizce “fesih hakkı”nın kötüye kullanılması en çok hangi alanda karşımıza çıkıyor: iş, kira, abonelik, dijital platformlar?

- Stratejik/sonuç odaklı taraftan bakınca “kurumun kendini koruması” ile “hakkın istismarı” arasındaki çizgi nerede?

- Empati ve toplumsal bağlar açısından bakınca, fesih sürecinde asgari “insanî standart” ne olmalı?

- Hiç “kağıt üstünde haklı ama vicdanen haksız” bir fesih örneği gördünüz mü? Ne hissettirdi?

Yorumlarda örnekleri (kişisel bilgi paylaşmadan) konuşalım. Çünkü bu konu, sadece hukukçuların değil; sözleşme yapan herkesin, yani hepimizin meselesi.