Osmanlı Giriti nasıl kaybetti ?

Baris

Yeni Üye
Osmanlı Giriti Nasıl Kaybetti?

Herkese merhaba forumdaşlar! Bugün, hem tarihsel hem de güncel bakış açılarıyla, Osmanlı İmparatorluğu’nun Giriti nasıl kaybettiğine dair tamamen eğlenceli ve biraz da mizahi bir bakış açısıyla yaklaşacağız. Gerçekten Osmanlı bu adayı kaybetti mi, yoksa birinin "Tamam, hadi bir deneyelim" dediği bir strateji mi oldu? Bu yazıda hem erkeklerin çözüm odaklı stratejik düşünce biçimlerini, hem de kadınların empatik ve ilişki odaklı bakış açılarını harmanlayarak konuyu mizahi bir dille ele alacağız. Tabii ki her iki bakış açısı da kendi içinde oldukça komik! Hazırsanız, gelin bu tarihi kaybı biraz gülerek anlamaya çalışalım.

Başlangıçta Bir Aşk Hikayesi Vardı...

Osmanlı İmparatorluğu'nun Girit'e olan ilgisi, aslında bir aşk hikayesi gibi başladı. Girit, Osmanlı'nın gözünde neredeyse "yapma" bir eşya gibiydi; hem değerli hem de kıymetli! 1645’te Osmanlı, Girit’i fethettiğinde, burası neredeyse bir akıl hastanesine dönüşmüş, ama tabii o zamanlar başka türlü aşk hikayeleri vardı. Eğer o dönemin Osmanlı askerlerine mikrofon uzatsaydınız, “Yani, Girit… Çok güzel. Ama bir problem var. Devamlı düşmanlarla uğraşmak zorundayız, biraz sakinleşmesi lazım!” demişlerdi.

Tabii ki, herkes "Girit'i kucaklayalım!" deyip çok sevinmedi. İşte tam da burada, erkeklerin çözüm odaklı stratejik bakış açısı devreye giriyor: Osmanlı hükümeti, Girit'i kontrol altında tutmak için tüm askeri gücünü seferber etti. Her şey bir plana dayanıyordu, tıpkı "oyunu kazanmalıyız" diye başlayan bir masa oyununda olduğu gibi. "Hadi, şimdi tam buradan yapalım!" diyerek Girit'e bir güzel yerleşildi. Ama... Kadınların empatik bakış açısına göre ise "Yok ama o da birisi. Yani Girit’i kötü davranan bir yer değil. Biraz daha sevimli olmalıydık, belki onlar da bizi severdi!" gibi yaklaşım da vardı tabii. Biraz daha anlayış ve hoşgörü ile yaklaşılabilseydi belki her şey farklı olabilirdi!

Yavaş Yavaş Düşmanlar Ortaya Çıkmaya Başladı...

Girit, Osmanlı için her ne kadar çok değerli bir yer olsa da, adada yaşayan Hristiyan nüfus için işler pek öyle gitmiyordu. Düşünsenize, siz yıllardır rahatça kendi kültürünüzle yaşarken bir gün birisi gelip "Burası artık bizim" dediğinde, hem çok şaşırırsınız, hem de biraz soğuk soğuk bakarsınız. Durum böyle olunca, Girit halkı Osmanlı'ya karşı isyan etmeye başladı.

Burada erkeklerin stratejik yaklaşımı devreye girebilir: "Hadi bakalım, bunları bir stratejiyle kontrol edelim, güç gösterelim!" diyerek adadaki isyanları bastırmaya çalıştılar. Ancak ne oldu? Karşılarında sadece halk değil, yavaşça şekillenen Avrupa’daki büyük güçler de vardı. Hani bir oyun oynarken, "Yahu bu kadar kolay kazanamayız, başka oyuncular var!" diyorsunuz ya işte, Osmanlı burada “sistem” hatası yaptı. Avrupa, başını kaldırıp bakınca, "Girit’te ne oluyor?" demeye başladı. Tabii ki, o dönemin süper güçleri olan Venedikliler ve daha sonra Ruslar da boş durmadı. Girit, aslında Osmanlı'nın stratejisini yavaşça bozan bu büyük oyun parçalarından biri haline geldi.

Ve İşte O Karar! Giriti Kaybetme Kararı!

Bir noktada Osmanlı, “Girit'i daha fazla tutmak mı, yoksa bu kadar strese girmemek mi?” sorusuyla karşı karşıya kaldı. Biraz da kadın bakış açısıyla söyleyecek olursak: “Yani, Girit belki de istemediğimiz kadar zor bir ilişki oldu, belki de artık ayrılmamız gerekiyordu!” O kadar da zorlayıp tutmaya çalışmak her şeyin daha karmaşık hale gelmesine yol açtı.

Ancak erkekler her zaman çözüm odaklıdır! Osmanlı, “Hadi ama, çözüm bulalım, bu adayı tutacağız!” diyerek savaşa devam etti. Ama karşılarında öyle bir birlik vardı ki, sonun başlangıcıydı. Hem savaş, hem de sürekli iç çekişmeler, Girit'i kaybetmelerine zemin hazırladı. En sonunda Girit, 1898 yılında Osmanlı İmparatorluğu'ndan bağımsızlık kazanarak Yunanistan'a katıldı. Osmanlı da gözyaşları içinde, "Keşke biraz daha anlaşabilseydik!" diyerek adayı kaybetti.

Girit’i Kaybetmek: Sadece Bir Başlangıç mı?

Şimdi soralım: Osmanlı, Girit'i gerçekten kaybetti mi? Tabii ki kaybetti, ama bazen kaybetmek, kazanmak kadar öğreticidir. Hani derler ya, “İlişkiyi anlamak için biraz mesafe gerekir”, işte Osmanlı için de öyleydi. Belki de biraz daha stratejik bir yaklaşım, ya da belki daha fazla hoşgörü ile Girit bir şekilde elde tutulabilirdi, ama hayat her zaman ikinci şansı vermez.

O zaman, forumdaşlar, sizce Osmanlı Girit’i neden kaybetti? Sadece strateji hatası mıydı, yoksa adada yaşayanların sesini duymazdan gelmek mi? Yorumlarınızı bekliyoruz!