Koray
Yeni Üye
Petrol Ofisi Kimlere Ait? Bir Benzin İstasyonunda Başlayan Sahiplik Hikâyesi
Geçenlerde uzun yola çıkarken yine bir Petrol Ofisi istasyonunda durdum. Kahvemi alıp arabaya yakıt doldururken, yan tarafta iki kişinin hararetli biçimde konuştuğunu duydum.
“Petrol Ofisi eskiden devletin değil miydi?”
“Devletindi ama sonra özelleştirildi. Şimdi de yabancılar aldı diye biliyorum.”
İtiraf edeyim, o anda benim de kafam karıştı. Çünkü Petrol Ofisi öyle sıradan bir marka gibi görünmüyor. Çocukluğumuzdan beri yollarda gördüğümüz, logosunu neredeyse ülkenin her köşesinde tanıdığımız bir şirket. İnsan ister istemez “Peki bugün gerçekten kimin?” diye soruyor.
Sonra bu sorunun peşine düşünce, karşıma yalnızca bir şirketin değil, Türkiye'nin ekonomi ve enerji tarihinin de hikâyesi çıktı.
Ve hikâyenin başlangıcı sandığımızdan çok daha eski.
1941: Hikâyenin Başladığı Küçük Ofis
Petrol Ofisi'nin resmi tarihçesine göre şirket 18 Şubat 1941'de, II. Dünya Savaşı yıllarının ekonomik şartları içinde kuruldu. Milli Korunma Kanunu kapsamında Petrol Limited Şirketi'nin devredilmesiyle oluşturulan Petrol Ofisi'nin başlangıç sermayesi 2,5 milyon liraydı.
Fakat bugünkü dev enerji şirketini düşününce başlangıç noktası şaşırtıcı derecede mütevazı.
Karaköy Rıhtım Caddesi'ndeki Kozluca Han'da iki odalı bir ofis...
Dokuz çalışan...
Çubuklu, Kuruçeşme ve İskenderun'da basit tesisler...
Ve yalnızca dokuz bayi.
Bugün binlerce noktaya ulaşan bir ağın ilk adımlarının böyle küçük bir organizasyonla atıldığını düşünmek bile başlı başına ilginç. Petrol Ofisi
O günlerde petrol yalnızca ticari bir ürün değildi. Ulaşım, sanayi, tarım ve savunma açısından stratejik bir kaynak anlamına geliyordu. Dolayısıyla Petrol Ofisi'nin kuruluşunu yalnızca “bir akaryakıt şirketi kuruldu” şeklinde okumak eksik kalır.
Aslında devlet, enerji tedarikinin ülkenin ekonomik ve stratejik geleceği açısından ne kadar önemli olduğunu görüyordu.
İşte Petrol Ofisi'nin hikâyesindeki ilk büyük değişim burada başlıyor.
Devletten Özel Sektöre: Petrol Ofisi'nin İkinci Hayatı
Yıllar geçtikçe Türkiye'nin ekonomik yapısı da değişti.
Devletin ekonomideki ağırlığı tartışılmaya başlandı. Özelleştirme politikaları gündeme geldi. Petrol Ofisi de bu büyük dönüşümden bağımsız kalmadı.
Rekabet Kurumu'nun sektör raporunda yer alan tarihçeye göre Petrol Ofisi 2000 yılında özelleştirildi. İhalede şirketin %51 oranındaki kontrol hissesi Türkiye İş Bankası ile Doğan Holding ortaklığı tarafından satın alındı. Daha sonra Doğan Holding, İş Bankası'nın hisselerini devralarak şirket üzerindeki kontrolünü artırdı. Rekabet Kurumu
Burada hikâyeye biraz uzaktan bakmak gerekiyor.
Çünkü “devletin şirketi gitti, özel şirket geldi” demek kolay. Ama özelleştirme süreçleri aslında Türkiye'nin ekonomik modelindeki büyük dönüşümün parçalarıydı.
Bir tarafta devletin yükünü azaltma ve özel sektörün dinamizmini artırma düşüncesi vardı.
Diğer tarafta ise toplumun alıştığı büyük kamu kuruluşlarının el değiştirmesinin yarattığı soru işaretleri bulunuyordu.
İşte Petrol Ofisi de bu tartışmaların tam ortasında yer aldı.
Bir şirketin sahibi değişirken, aslında toplumun enerjiye bakışı da değişiyordu.
OMV Dönemi: Hikâyeye Avusturyalı Bir Ortak Katılıyor
2000'li yıllara geldiğimizde Petrol Ofisi'nin hikâyesine bu kez Avusturyalı enerji şirketi OMV dahil oldu.
Rekabet Kurumu'nun aktardığı kronolojiye göre OMV, 2006 yılında Petrol Ofisi'nin %34 hissesini satın aldı. 2010 yılına gelindiğinde ise OMV şirket üzerindeki tek kontrole sahip oldu ve bu durum 2017'ye kadar sürdü. Rekabet Kurumu
Ben bu noktada hikâyeyi iki hayali karakter üzerinden düşünmeyi seviyorum.
Mehmet ve Zeynep aynı şirkette çalışıyor olsun.
Mehmet'in yaklaşımı daha çok rakamlara, lojistiğe ve uzun vadeli stratejiye odaklansın. “Kaç istasyonumuz var? Depolama kapasitesi ne kadar? Tedarik zincirini nasıl daha verimli hâle getiririz?” diye düşünsün.
Zeynep ise farklı bir noktaya dikkat etsin: “Bu dönüşüm bayileri nasıl etkileyecek? Çalışanlar ne düşünüyor? Müşteri yıllardır alıştığı markada kendini hâlâ aynı yerde hissedecek mi?”
İkisi de aynı probleme bakıyor ama farklı pencerelerden yaklaşıyor.
Bence büyük şirketleri anlamanın güzel yollarından biri de tam olarak bu.
Strateji olmadan büyümek mümkün değil.
Ama insan ilişkilerini, çalışanları, bayileri ve müşterileri anlamadan da sürdürülebilir bir marka oluşturmak kolay değil.
Üstelik bu yaklaşımı yalnızca kadınlara veya erkeklere ait kesin özellikler gibi görmek de doğru olmaz. Gerçek hayatta stratejik düşünen kadınlar da var, son derece ilişki ve empati odaklı erkekler de.
Önemli olan cinsiyetten ziyade farklı bakış açılarının aynı masada bulunabilmesi.
Petrol Ofisi gibi binlerce insanın ve işletmenin dahil olduğu yapılarda bu denge daha da önemli.
2017: Büyük Değişim ve Vitol
Sonra hikâyenin en önemli dönemeçlerinden biri geldi.
2017 yılında Petrol Ofisi'nin sahibi değişti.
Vitol, Petrol Ofisi'ni OMV'den satın aldı. Vitol'ün resmi açıklamasına göre işlem VIP Turkey Enerji AŞ üzerinden gerçekleşti ve satın alma bedeli 1 milyar 368 milyon avro olarak açıklandı. İşlem 13 Haziran 2017'de tamamlandı. Vitol.com+1
Dolayısıyla bugün “Petrol Ofisi kimin?” diye sorulduğunda en kısa ve net cevap:
Petrol Ofisi'nin kontrolü Vitol Grubu'ndadır.
Petrol Ofisi'nin kendi kurumsal kaynaklarında da Vitol ana yatırımcı olarak gösteriliyor; Vitol'ün Petrol Ofisi'ni 2017'de OMV'den satın aldığı ayrıca belirtiliyor. Petrol Ofisi
Burada önemli bir ayrıntı var.
“Vitol” adı Türkiye'deki tüketici açısından Petrol Ofisi kadar tanıdık olmayabilir. Oysa Vitol, küresel ölçekte enerji ve emtia ticareti alanında faaliyet gösteren büyük bir şirketler grubudur.
Vitol'ün Petrol Ofisi'ni satın alması da yalnızca Türkiye'deki istasyon sayısına bakılarak değerlendirilecek bir yatırım değildi.
Şirketin istasyon ağı, depolama ve lojistik altyapısı, madeni yağ faaliyetleri ve havacılık yakıtı operasyonları gibi farklı alanları bulunuyordu. Vitol'ün satın alma açıklamasında da 2017 itibarıyla 1.700'ün üzerinde istasyon ve 1 milyon metreküpün üzerinde depolama kapasitesinden söz ediliyordu. Vitol.com
Geçenlerde uzun yola çıkarken yine bir Petrol Ofisi istasyonunda durdum. Kahvemi alıp arabaya yakıt doldururken, yan tarafta iki kişinin hararetli biçimde konuştuğunu duydum.
“Petrol Ofisi eskiden devletin değil miydi?”
“Devletindi ama sonra özelleştirildi. Şimdi de yabancılar aldı diye biliyorum.”
İtiraf edeyim, o anda benim de kafam karıştı. Çünkü Petrol Ofisi öyle sıradan bir marka gibi görünmüyor. Çocukluğumuzdan beri yollarda gördüğümüz, logosunu neredeyse ülkenin her köşesinde tanıdığımız bir şirket. İnsan ister istemez “Peki bugün gerçekten kimin?” diye soruyor.
Sonra bu sorunun peşine düşünce, karşıma yalnızca bir şirketin değil, Türkiye'nin ekonomi ve enerji tarihinin de hikâyesi çıktı.
Ve hikâyenin başlangıcı sandığımızdan çok daha eski.
1941: Hikâyenin Başladığı Küçük Ofis
Petrol Ofisi'nin resmi tarihçesine göre şirket 18 Şubat 1941'de, II. Dünya Savaşı yıllarının ekonomik şartları içinde kuruldu. Milli Korunma Kanunu kapsamında Petrol Limited Şirketi'nin devredilmesiyle oluşturulan Petrol Ofisi'nin başlangıç sermayesi 2,5 milyon liraydı.
Fakat bugünkü dev enerji şirketini düşününce başlangıç noktası şaşırtıcı derecede mütevazı.
Karaköy Rıhtım Caddesi'ndeki Kozluca Han'da iki odalı bir ofis...
Dokuz çalışan...
Çubuklu, Kuruçeşme ve İskenderun'da basit tesisler...
Ve yalnızca dokuz bayi.
Bugün binlerce noktaya ulaşan bir ağın ilk adımlarının böyle küçük bir organizasyonla atıldığını düşünmek bile başlı başına ilginç. Petrol Ofisi
O günlerde petrol yalnızca ticari bir ürün değildi. Ulaşım, sanayi, tarım ve savunma açısından stratejik bir kaynak anlamına geliyordu. Dolayısıyla Petrol Ofisi'nin kuruluşunu yalnızca “bir akaryakıt şirketi kuruldu” şeklinde okumak eksik kalır.
Aslında devlet, enerji tedarikinin ülkenin ekonomik ve stratejik geleceği açısından ne kadar önemli olduğunu görüyordu.
İşte Petrol Ofisi'nin hikâyesindeki ilk büyük değişim burada başlıyor.
Devletten Özel Sektöre: Petrol Ofisi'nin İkinci Hayatı
Yıllar geçtikçe Türkiye'nin ekonomik yapısı da değişti.
Devletin ekonomideki ağırlığı tartışılmaya başlandı. Özelleştirme politikaları gündeme geldi. Petrol Ofisi de bu büyük dönüşümden bağımsız kalmadı.
Rekabet Kurumu'nun sektör raporunda yer alan tarihçeye göre Petrol Ofisi 2000 yılında özelleştirildi. İhalede şirketin %51 oranındaki kontrol hissesi Türkiye İş Bankası ile Doğan Holding ortaklığı tarafından satın alındı. Daha sonra Doğan Holding, İş Bankası'nın hisselerini devralarak şirket üzerindeki kontrolünü artırdı. Rekabet Kurumu
Burada hikâyeye biraz uzaktan bakmak gerekiyor.
Çünkü “devletin şirketi gitti, özel şirket geldi” demek kolay. Ama özelleştirme süreçleri aslında Türkiye'nin ekonomik modelindeki büyük dönüşümün parçalarıydı.
Bir tarafta devletin yükünü azaltma ve özel sektörün dinamizmini artırma düşüncesi vardı.
Diğer tarafta ise toplumun alıştığı büyük kamu kuruluşlarının el değiştirmesinin yarattığı soru işaretleri bulunuyordu.
İşte Petrol Ofisi de bu tartışmaların tam ortasında yer aldı.
Bir şirketin sahibi değişirken, aslında toplumun enerjiye bakışı da değişiyordu.
OMV Dönemi: Hikâyeye Avusturyalı Bir Ortak Katılıyor
2000'li yıllara geldiğimizde Petrol Ofisi'nin hikâyesine bu kez Avusturyalı enerji şirketi OMV dahil oldu.
Rekabet Kurumu'nun aktardığı kronolojiye göre OMV, 2006 yılında Petrol Ofisi'nin %34 hissesini satın aldı. 2010 yılına gelindiğinde ise OMV şirket üzerindeki tek kontrole sahip oldu ve bu durum 2017'ye kadar sürdü. Rekabet Kurumu
Ben bu noktada hikâyeyi iki hayali karakter üzerinden düşünmeyi seviyorum.
Mehmet ve Zeynep aynı şirkette çalışıyor olsun.
Mehmet'in yaklaşımı daha çok rakamlara, lojistiğe ve uzun vadeli stratejiye odaklansın. “Kaç istasyonumuz var? Depolama kapasitesi ne kadar? Tedarik zincirini nasıl daha verimli hâle getiririz?” diye düşünsün.
Zeynep ise farklı bir noktaya dikkat etsin: “Bu dönüşüm bayileri nasıl etkileyecek? Çalışanlar ne düşünüyor? Müşteri yıllardır alıştığı markada kendini hâlâ aynı yerde hissedecek mi?”
İkisi de aynı probleme bakıyor ama farklı pencerelerden yaklaşıyor.
Bence büyük şirketleri anlamanın güzel yollarından biri de tam olarak bu.
Strateji olmadan büyümek mümkün değil.
Ama insan ilişkilerini, çalışanları, bayileri ve müşterileri anlamadan da sürdürülebilir bir marka oluşturmak kolay değil.
Üstelik bu yaklaşımı yalnızca kadınlara veya erkeklere ait kesin özellikler gibi görmek de doğru olmaz. Gerçek hayatta stratejik düşünen kadınlar da var, son derece ilişki ve empati odaklı erkekler de.
Önemli olan cinsiyetten ziyade farklı bakış açılarının aynı masada bulunabilmesi.
Petrol Ofisi gibi binlerce insanın ve işletmenin dahil olduğu yapılarda bu denge daha da önemli.
2017: Büyük Değişim ve Vitol
Sonra hikâyenin en önemli dönemeçlerinden biri geldi.
2017 yılında Petrol Ofisi'nin sahibi değişti.
Vitol, Petrol Ofisi'ni OMV'den satın aldı. Vitol'ün resmi açıklamasına göre işlem VIP Turkey Enerji AŞ üzerinden gerçekleşti ve satın alma bedeli 1 milyar 368 milyon avro olarak açıklandı. İşlem 13 Haziran 2017'de tamamlandı. Vitol.com+1
Dolayısıyla bugün “Petrol Ofisi kimin?” diye sorulduğunda en kısa ve net cevap:
Petrol Ofisi'nin kontrolü Vitol Grubu'ndadır.
Petrol Ofisi'nin kendi kurumsal kaynaklarında da Vitol ana yatırımcı olarak gösteriliyor; Vitol'ün Petrol Ofisi'ni 2017'de OMV'den satın aldığı ayrıca belirtiliyor. Petrol Ofisi
Burada önemli bir ayrıntı var.
“Vitol” adı Türkiye'deki tüketici açısından Petrol Ofisi kadar tanıdık olmayabilir. Oysa Vitol, küresel ölçekte enerji ve emtia ticareti alanında faaliyet gösteren büyük bir şirketler grubudur.
Vitol'ün Petrol Ofisi'ni satın alması da yalnızca Türkiye'deki istasyon sayısına bakılarak değerlendirilecek bir yatırım değildi.
Şirketin istasyon ağı, depolama ve lojistik altyapısı, madeni yağ faaliyetleri ve havacılık yakıtı operasyonları gibi farklı alanları bulunuyordu. Vitol'ün satın alma açıklamasında da 2017 itibarıyla 1.700'ün üzerinde istasyon ve 1 milyon metreküpün üzerinde depolama kapasitesinden söz ediliyordu. Vitol.com