Alevilikte kapanmak zorunlu mu ?

Simge

Yeni Üye
Alevilikte Kapanmak Zorunlu mu?

Türkiye’de din konuşmaları çoğu zaman iki uç arasında sıkışıyor. Ya herkes adına kesin hükümler veriliyor ya da konuya dokunmaktan özellikle kaçınılıyor. Oysa bazı meseleler vardır ki ancak sakin bir dille, insanı merkeze alarak konuşulduğunda anlam kazanır. Alevilikte kapanma meselesi de biraz böyle bir konu. Çünkü burada yalnızca “başörtüsü var mı yok mu?” sorusu yok; inanç, gelenek, tarih, toplumsal hafıza ve bireysel tercih gibi birçok katman iç içe geçiyor.

Kısa cevap vermek gerekirse: Alevilikte Sünni İslam’daki anlamıyla zorunlu bir tesettür anlayışı bulunmaz. Yani “kadının mutlaka kapanması gerekir” şeklinde katı ve merkezi bir dini zorunluluk Alevi öğretisinin temelinde yer almaz. Fakat bu cümleyi kurup geçmek de konuyu eksik bırakır. Çünkü Alevilik, yalnızca kurallar üzerinden değil, insanın özü, ahlakı ve “eline, beline, diline sahip olmak” gibi daha içsel bir etik anlayış üzerinden şekillenen bir yol olarak görülür.

Bu yüzden Alevi topluluklarında kıyafet meselesi tarih boyunca daha esnek ve kültürel bir zeminde yaşanmıştır. Bazı Alevi kadınlar başörtüsü kullanmıştır, bazıları kullanmamıştır. Kimi bölgelerde yaşlı kuşakların örtünmeyi geleneksel bir alışkanlık gibi sürdürdüğü görülürken, başka yerlerde bunun gündelik hayatta neredeyse hiç önemsenmediği görülür. Burada belirleyici olan şey çoğu zaman dini baskıdan çok yaşanılan coğrafya, aile yapısı ve kültürel çevredir.

Aslında bu durum biraz eski Anadolu filmlerindeki kadın karakterleri hatırlatır. Özellikle 70’lerin taşra filmlerinde başındaki yazmayla tarlaya giden kadın ile şehirde saçları açık yaşayan kadın arasında yalnızca “dindarlık” farkı yoktur; hayat tarzı, ekonomik koşullar ve dünyaya bakış da vardır. Alevilikte örtünme konusu da buna benzer şekilde yalnızca dini bir emir gibi değil, çoğu zaman kültürel bir pratik olarak yaşanmıştır.

Alevi öğretisinin merkezinde şekilsel dindarlıktan çok insanın iç dünyası vardır. Bu nedenle ibadet anlayışı da daha farklıdır. Cem evlerinde kadın ve erkek birlikte bulunur. Kadının sosyal yaşamdan geri çekilmesi ya da görünmez hale gelmesi gerektiği düşüncesi baskın değildir. Hatta birçok araştırmacı, Anadolu’daki Alevi topluluklarında kadınların tarih boyunca görece daha görünür bir konumda olduğunu söyler. Bu, elbette her yerde kusursuz bir eşitlik olduğu anlamına gelmez; sonuçta Alevi toplulukları da patriyarkal toplum yapısının içinde yaşamıştır. Ancak dini yorum bakımından kadını ikinci plana atan sert bir yaklaşımın baskın olmadığı söylenebilir.

Burada önemli bir ayrım yapmak gerekiyor. Türkiye’de insanlar bazen Aleviliği yalnızca “Sünnilikten farklı ibadet eden bir grup” gibi düşünüyor. Halbuki Alevilik, tarihsel olarak tasavvufi yönü güçlü, sembollerle ve içsel yorumlarla yaşayan bir inanç geleneği. Bu yüzden dış görünüşten çok insanın davranışına odaklanan bir yaklaşım sık görülüyor. Bir Alevi dedesinin “İnsanın gönlü temiz olsun” vurgusu yapması tesadüf değil. Çünkü mesele çoğu zaman kıyafetten önce karakter meselesi olarak ele alınıyor.

Bu noktada modern şehir hayatının etkisini de düşünmek gerekiyor. Özellikle büyük şehirlerde büyüyen yeni kuşak Aleviler için kimlik artık sadece köy geleneğiyle tanımlanmıyor. Üniversite, sosyal medya, kültürel üretim, müzik ve sinema da bu kimliğin parçası haline geliyor. Dolayısıyla kapanma meselesi de “günah-sevap” ekseninden çok bireysel tercih alanında değerlendiriliyor. Bugün kendisini Alevi olarak tanımlayan bir kadın başörtüsü takıyorsa bu tamamen kişisel inancı veya yaşam tercihiyle ilgili olabilir; takmıyorsa da bunun dini açıdan bir eksiklik olduğu düşünülmeyebilir.

Aslında burada Türkiye’nin genel kültürel gerilimi de devreye giriyor. Çünkü bu ülkede kadın bedeni uzun zamandır ideolojik tartışmaların merkezi haline getirildi. Bir dönem başörtülü kadınlar kamusal alandan dışlandı, başka dönemlerde başı açık kadınlar “yeterince muhafazakâr olmamakla” yargılandı. Böyle bir atmosferde Alevilikte kapanma meselesi de bazen olduğundan daha politik bir yere çekiliyor. Oysa birçok Alevi için mesele çok daha sade: İnsan nasıl inanıyorsa öyle yaşar.

Alevilikteki bu yaklaşım biraz da eski tasavvuf metinlerindeki “öz” vurgusunu çağrıştırıyor. Hani bazı romanlarda olur; kahraman sürekli büyük hakikatlerin peşindedir ama sonunda dönüp dolaşıp insan olmanın inceliklerine gelir. Alevi düşüncesinde de buna benzer bir damar hissedilir. Görünüşten çok niyet, biçimden çok vicdan önemlidir. Bu nedenle örtünme konusu da çoğu zaman bireyin kendi kararı olarak görülür.

Tabii burada romantik bir tablo çizmemek de lazım. Her Alevi ailesi aynı değildir. Bazı daha muhafazakâr ailelerde kadınların başörtüsü kullanması teşvik edilebilir. Özellikle kırsal bölgelerde geleneksel yaşam biçimi daha belirleyici olabilir. Ama bu durum genellikle merkezi bir dini zorunluluktan değil, aile kültüründen kaynaklanır. Yani “Alevilik emrediyor” gibi net bir çerçeve çizmek doğru olmaz.

Bir başka önemli nokta da şu: Alevilikte ibadetin özü toplumsal dayanışmayla ilişkilidir. Lokma paylaşımı, cem ritüeli, birlikte olma hali… Bunların hepsi bireyi toplumdan koparmayan bir anlayışın parçalarıdır. Bu yüzden kıyafet üzerinden sert ayrımlar üretmek Alevi geleneğinin genel ruhuyla çok örtüşmez. İnsanlar daha çok birbirinin gönlüne bakmaya çağrılır.

Belki de bu yüzden Alevilikte kapanma tartışması yapılırken mesele yalnızca “başörtüsü var mı yok mu?” seviyesinde bırakıldığında konu eksik kalıyor. Çünkü Alevilikte asıl soru çoğu zaman “Nasıl bir insan olmak gerekir?” sorusu oluyor. Ve bu soru, modern dünyanın bütün gürültüsüne rağmen hâlâ oldukça güçlü bir soru.

Bugün birçok genç insanın dine yaklaşımında da benzer bir arayış var aslında. İnsanlar artık sadece kuralları değil, o kuralların hangi ruh halinden doğduğunu anlamaya çalışıyor. Alevilikte kapanma konusunun daha esnek algılanmasının nedeni de biraz burada yatıyor. İnanç, yalnızca beden üzerinden değil; vicdan, ahlak ve insan ilişkileri üzerinden okunuyor.

Sonuç olarak Alevilikte kapanmak dini açıdan zorunlu kabul edilen temel bir şart değildir. Örtünmek isteyen örtünebilir, istemeyen örtünmeyebilir. Bu mesele daha çok bireysel tercih, kültürel alışkanlık ve yaşam biçimi çerçevesinde değerlendirilir. Alevi öğretisinin ana damarında ise dış görünüşten çok insanın özü, davranışı ve vicdanı öne çıkar. Belki de tam bu yüzden, Alevilik üzerine konuşurken en önemli şey kesin hükümler vermekten çok, o geleneğin insanı merkeze alan dilini anlamaya çalışmaktır.
 
Üst